23 Temmuz 2014 Çarşamba

Insidious - Ruhlar Bölgesi (2010)

Merhabalar,

Bu yazıda bir korku filmi inceleyeceğiz, filmimizin adı Insidious. Paranormal Activity ve Saw serilerinin yapımcılarından izlediğimiz bu film bize değişik bir korku yaşatıyor. Devam filmi olan Insidious: Chapter Two çekilmiş, 3. devam filmi de çekiliyor ve 2015 gibi vizyona girmesi bekleniyor. Bu filme bazı eleştirilerimiz olacak ancak devam filmini mutlaka izlemelisiniz. İlk olarak filmin gerilim dolu fragmanını izleyerek başlayalım yazımıza:


Gerim Gerim Gerilmek

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki film boyunca hep gergin duruyorsunuz ekran başında. Ve ne yazık ki bu gerginlik film bitince de geçmiyor. Kişiden kişiye değişmekle birlikte haftalarca etkisinden çıkamayan insanlar biliyorum :) Tabii bunda filmin konusunun ve kurgusunun çok büyük etkileri var ancak ben bu etki konusunda filmin oyuncularına değinmek istiyorum. Barbara Hershey zaten Black Swan'den hatırladığımız ve benim gerilim filmlerine çok yakıştırdığım bir hanımefendi.Aynı şekilde Lin Shaye ve Rose Byrne da bizlere gerilimi çok iyi yansıttılar. Küçük çocuk oyuncuların hepsinin aşırı tatlı olduğunu söylemeliyim. Sanırım korku ve gerilim filminde böyle bir tezat oluşturarak başarı elde etmek istemişler - ki başarmışlar da-. Ancak evin babası Patrick Wilson bu role o kadar uymuş ki, keşke bundan sonra hep korku filmlerinde rol alsa diye düşünmedim değil. Bir insanın bakışlarından bile gerilim akabilir mi? Cevap filmde gizli sevgili sinemasever, izlediğinde anlayacaksın! :)

Yine Klasik Bir Korku Filmi Mi?

Hayır! Ve uyarmak isterim yazının bundan sonraki kısmı fazlaca spoiler içerecektir!

Insidious için klasik bir korku filmi dersek sinema tarihine hakaret etmiş oluruz. Çünkü daha önce hiç işlenmemiş bir konu: Astral Seyahat işlenmiş bu filmde. Zaten yapımcılar daha önce bu konu nasıl olur da işlenmez diye hayrete düşmüşler. Özellikle metafiziğe ilgisi/bilgisi olanlar bu filmi izlerken kendilerini daha garip hissedeceklerdir.

Astral seyahatten kısaca bahsedecek olursak, en kaba haliyle insanın bilinçli rüya görüp kendi vücudunu terketmesidir. Böylelikle rüya esnasında vücudundan ayrılarak ruhuyla etrafta gezinebilir ve uyandığında bu deneyimini hatırlayabilir. Ancak bunun tehlikeli olduğu söylenir (henüz denemedim :) ) çünkü eğer ruhunuzla bedeniniz arasındaki mesafe açılırsa bir daha vücudunuzu bulamayabilir ve geri dönemeyebilirsiniz. 

Filmin konusu bilmediği bir yeteneği sayesinde her gece astral seyahate çıkan bir çocuğun bedeninden uzaklaşması ve artık geri gelmemesi. Çocuğun vücudu yine yaşamaktadır ancak içinde ruhu yoktur. Modern tıp bunu koma durumu olarak açıklar ancak anne buna inanmamaktadır. Tabii inanmamasına asıl sebep olan şey evde yaşadığı bazı esrarengiz olaylardır. Yavaş yavaş parçalar birleşir ve gerçeği çocuğun anne ve babası da anlamaya başlar. 

Keşke Olmasaydı

Ah o şeytan keşke olmasaydı bu filmde. Keşke olsaydı da göstermeseydiniz bizlere. Şeytanı görene kadar gerçekten korkmuş ve gerilmişken, onu gördüm ve kahkaha attım. Hem görünüşü oldukça eğlenceliydi hem de nedense şeytan karakterinde gereksiz bir neşe verilmişti. Belki de bu film hakkında aklımda kalan tek büyük negatif bu detaydı. Arada gülmek istediğim zaman bu şeytanın fotoğrafını açıp gülüyorum. Hayır abartmıyorum ve sağ tarafa resmini koyuyorum. Karar sizin sevgili sinemaseverler :)




Sonuç

Bu filmi mutlaka izleyin. Yalnız olmanızı tavsiye etmem. Ancak filmi sulandıracak zevzek bir arkadaşınız da olmasın. Bu filmi gerçekten izlemek isteyen arkadaşlarınızla izleyin. Ve ışıkları mutlaka söndürün. Sonrasında uyuyabiliyorsanız şanslı insanlardansınız demektir :)

Ve çok sevdiğim arkadaşım Anıl'ın bu filmle ilgili yorumuyla bitiriyorum yazıyı: "Korkunun ecele faydası yoktur!"

20 Temmuz 2014 Pazar

Gravity - Yerçekimi (2013)

Gravity – Yerçekimi (2013)

Merhabalar,

Bu yazımızda 2014 Oscar ödüllerine belki de damgasını vuran Gravity filminden bahsedeceğiz :) İlk çıktığında hepimiz klasik uzay maceralarından oluşan fakat senaryosuyla farklılık gösteren bir film olduğunu düşünmüştük. Bu yüzden kendi adıma önyargılı izlediğimi söyleyebilirim. 

İzledikten sonra farkettik ki klasik uzay maceralarından eser yok. Oldukça gerçekçi, uzaydaki fizik kuralları alt üst edilmeden oluşturulmuş. Film, bir astronotun 2050 veya 2100 yılında değil, 2013 yılında başına gelebileceklerden bahsediyor. Bu yanıyla, belki de hep merak ettiğimiz ama hiçbir zaman tam olarak anlayamadığımız, uzayda yaşam ile ilgili gerçekçi bir anlatım sunuyor.


Konu

Filmdeki ana ve film boyunca belki de izlediğimiz tek karakterin yani Dr. Ryan Stone (Sandra Bullock) ilk uzay görevidir ve  buradaki uzay istasyonunda görev başındayken, bir diğer astronot olan Matt Kowalsky (George Clooney) ile bir uydunun parçalanması sonucu beklenmedik bir durumla karşılaşırlar ve bulundukları istasyondan kopup uzay boşluğunda kalırlar. Bu sırada kendi mekikleri de parçalandığı için bir başka istasyona gitmeye çalışırlar. 



Filmin tam da bu kısımlarında uzay boşluğundaki çaresizliği ve hiçliği görebiliyoruz. Filmdeki ses efektleri havasız ortama en uygun şekilde gerçekleştirilmiş. Yani neredeyse yok :) Örneğin çarpışmanın olduğu sırada sadece etrafa saçılan parçalar ve Ryan Stone’ un savrulmasını görebiliyoruz. Bu şekilde çarpışmanın etkisini anlayabiliyoruz. Ayrıca çıkan sesler sadece titreşimler ile oluşturulmuş ve böylece uzay ortamı en gerçekçi şekilde izleyiciye aktarılmış. Filmdeki fiziksel detaylar çok güzel işlenmiş. 

Yaşama Tutunma

Karakterlerimiz kendilerini uzay boşluğundan kurtarmaya çalışırken, doğal olarak oksijen seviyeleri de azalıyor. Bu aşamada Sandra Bullock’un oksijen seviyesi fazlasıyla azalmışken, her şeye rağmen yaşamak için çaba göstermesi ve bir şekilde istasyona girmesi izleyiciye fazlasıyla gerilim ve heyecan veriyor. Beni en çok etkileyen sahnelerden birisi, istasyona girip nefes almaya başladığı sırada, anne karnındaki bebeğin yani yeniden doğumun tasvir edilişi. Bu sahneyi kaçırdıysanız tekrar bakmanızı tavsiye ederim. Film aynı zamanda yaşamın bir insan için ne kadar vazgeçilmez olabileceğini de konu alıyor.

Son olarak karakterimiz bir şekilde kurtuluyor ve Dünya’ya ayak basıyor. Bu sırada izleyenlerde bile bir rahatlama hissi oluşuyor. Herhalde bu filmden sonra uzaya gitmeyi isteyenler bu isteklerini tekrar gözden geçirmişlerdirJ Karakterimizin kurtulup kurtulamayacağı konusu da filmin sonuna kadar bir muamma. Bu da gerekli gerilimi ve heyecanı vermeye yetiyor.

Sonuç

Klasik bir uzay filminden bekleyeceğiniz aksiyonu veya dinamikliği bulamayacağınız doğru. Şunu söyleyebiliriz ki sadece uzayda hatta uzay boşluğunda geçen bir senaryo için çekilebilecek en iyi film. Görsel efektler ise üst seviyede. İzlemeden geçmeyin ;)

18 Temmuz 2014 Cuma

Memento - Akıl Defteri (2000)

Merhabalar,

Memento filmi hakkındaki bu yazıda spoiler'lar bulabilirsiniz. Size önerimiz eğer filmi henüz izlemediyseniz bu yazının linkini bir yere not edin, filmi izledikten sonra okuyun :)

Memento sinema dünyasının en heyecan veren filmlerinden biridir. Yönetmen Christopher Nolan, tıpkı kendinden beklendiği gibi bir başyapıt koymuş ortaya. Filmin fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.


Filmin başrollerini Guy Pearce, Carrie-Ann Moss ve Joe Pantoliano paylaşıyor. Konusu ise bir hayli ilginç. Guy Pearce'in hayat verdiği Leonard karakteri ucuz otellerde konaklayan ilginç birisi. Ve çok nadir bir hastalığa sahip. Karısının ölümünden sonraki hayatında en fazla 15 dakikalık hafızaya sahip olabilmiş Leonard. Yani bu kazadan sonra çok kısa sürelerde hafızası sıfırlanıyor ve bazen nerede ne yapmakta olduğunu unutur hale geliyor.

Bu nadir hastalığı için bir çözüm bulmuş Leonard, not etmek! Önemli detayların fotoğraflarını çekiyor, notlar alıyor ve hatta bu notları dövme olarak vücuduna kazıyor. Peki Leonard hafızasına neden bu kadar ihtiyaç duyuyor? Çünkü tüm hayatını karısını öldüren katili bulmaya adamıştır Leonard.


Filmin konusunu sindiremeden henüz, filmin işleyişi bizi derinden vuruyor. Sinemada tersine giden filmler görmüştük ancak bir tersine bir normal ilerleyen film sanırım sadece Memento'dur. Film önce sondan başlıyor, sonra başa dönüyor. Bu bir döngü olarak devam ediyor ve sonlara doğru ortada birleşiyor ve normale dönüyor. Nolan bu tekniği kullanarak aslında izleyiciyi daha da filme kilitliyor ve merağı arttırıyor. İlk 15 dakika biraz zorlansanız da film ilerledikçe alışıyorsunuz bu gel-gitlere.

"Remember Sammy Jankis"

Yazının bundan sonrası fazlaca spoiler içerecektir!

Leonard karısının katilini bulmak için adeta ava çıkmıştır. İpuçlarını, polist tutanaklarını vs. işine yarar ne varsa araştırmaktadır. Ve tabii bunların notlarını tutmaktadır, çünkü kısa bir süre sonra öğrendiklerini unutacaktır. Önemli detayları ise vücuduna dövme yapmaktadır. Her ne kadar böyle dikkatli çalışıyor olsa da kimi zaman hikayenin başka kahramanları tarafından bu eksikliği kullanılacaktır.

Nolan filmlerinde çözülmeyi bekleyen sırlar olur. Ancak hikayenin sonunda ne olduğunu bu filmin başında izliyoruz zaten. Peki nerede çözülmeyi bekleyen sır? Hiç merak etmeyin bu filmde de aklımızı karıştıracak sırlar mevcut. 

Bunu büyük harflerler başlık olarak atmak isterdim ancak spoiler olmasın diye satır arasına yazıyorum. Karısını Leonard öldürdü. Peşine düştüğü "katil/katiller" ise sadece kendi içini rahatlatmak için bulduğu sıradan insanlar. 

Leonard'ın karısı bir diyabet hastası. Ve Leonard'ın hastalığı karısı ölmeden önce başlamış. Karısı bu durumdan o kadar ümitsizliğe kapılmış ki kendi başına Leonard'a bir test yapmaya kalkışmış. Günde 1 defa alması gereken insülin iğnesini 10 dakikada bir Leonard'ın vurmasını istemiş. Leonard da haliyle bir önceki vurduğu iğneyi hatırlamadığı için tekrar tekrar iğneyi vurmuş. Sonunda da fazla dozdan karısı ölmüş. Bundan dolayı büyük bir üzüntü duyan Leonard da kendine bir yaşama amacı bulmak için böyle bir yol izlemiş. Evet Sammy Jankis aslında Leonard'ın ta kendisi. 

Filmin sonu böyle bitiyor. Ama tabii ki kurgu o kadar kusursuz, film o kadar akıcı ki böyle bir sonu kolay kolay tahmin edemiyorsunuz. 

Detaylar

Memento çok fazla detay içeriyor. Örneğin Sammy Jankis'in olduğu bir sahnede ekranda bir karede onun yerine Leonard görünüyor. Filmin alakasız bir yerinde Leonard karısının bacağını "çimdiklediğini" hatırlıyor. Bu detaylar için apayrı bir yazı yazmak lazım. Size tavsiyem bu filmi bir kaç defa izlemeniz. Ancak öyle detaylara hakim olabilirsiniz.


Sonuç

Sonuç olarak Memento sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri. Konusu, kurgusu, oyunculukları ve işleyişi harika bir film. Filmi dikkatlice ve bir kaç defa izlemenizi tavsiye ederiz. Çünkü Memento'yu her izlediğinizde farklı bir şey göreceksiniz, bize inanın! :)